« Önceki | Sonraki »

14/11/2007

EĞER

 

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması

mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında
bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde
"Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya, canım ellerini tutmak isterse...

Evet sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa
tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel.

 

 

14/11/2007

INSANLAR NEDEN EVLENIR?

Kadınlar için> Esiniz sayesinde dosta düsmana sizi de begenen, isteyen (üstelik nikâhina alacak kadar) biri oldugunu gösterdiniz en sonunda.

> Belki yillarca ugrasip didinseniz de elde edemeyeceginiz bir statüye nikâh cüzdaniyla bir anda kavusuverdiniz.

> Bozulan musluk, sallanan sandalye bacayi, gevsemis vidalar, vs. için eve tamirci çagirmaniz gerekmez, esiniz hepsini halleder.

> Esyalarin yerini degistirmek istiyorsunuz; hepsi de çok agir. Kim tasiyacak onlari? Tabi ki de esiniz!

> Pazar günü söyle arabayla dolasmak istedi caniniz. Özel soförünüz esiniz emrinizde.

> Eskiden futboldan nefret ederdiniz. Esiniz sayesinde yeni bir tutkunuz oldu.

> Gece evde yalniz kalmaktan, hirsizdan, ugursuzdan korkuyorsunuz; esiniz gönüllü "bodyguard''iniz.

> Esleriniz olmasa en yakyn arkadaslarinizla kahve içerken kimi çekistireceksiniz?

> Alisverise gittiniz, evin erzagini düzdünüz. Torbaları tasimak centilmen bir erkek olarak esinizin görevi.

> Geçiminizi temin etmek için çalismaniza gerek yok. Bunu sizin yerinize esiniz yapiyor nasil olsa.

Erkekler için> Aksam yorgun argin eve geldiginizde, annenizinki kadar lezzetli olmasa da sizin için hazirlanmis yiyecek bir seyler bulabilirsiniz.

> Çamasiriniz yikanir, ütüleriniz yapilir, eviniz temizlenir... ''Gak'' deyince temiz don, ''Guk'' deyince temiz çorap verilir elinize; daha ne olsun?

> "Pembe dizi''leri duyardiniz da ne oldugunu bilmezdiniz. Esiniz sayesinde ögrendiniz, hatta hosunuza bile gitmeye basladi.

> Dükkân dükkân dolasyp kendinize gömlek, kravat seçmekten nefret ederdiniz. Simdi sizin yerinize bunu esiniz yapiyor. Gerçi en son aldigi sari üzerine yesil çizgili gömlek sizi hiç açmadi, ama neyse.

> Arasira yapilan küçük kaçamaklar, ufak tefek yalanlar hayatin tadi tuzudur. Bu tadi esinize borçlusunuz; esiniz olmasaydi ne kaçamaklar olacakti hayatinizda ne de yalanlar.

Hem Kadınlar Hem Erkekler için> Kavga etmek de bir ihtiyaçtir. En yakininizda kim var bagirip çagiracaginiz? Esiniz!

> Olur ya! Bir gece yarisi caniniz sevismek istedi. Esiniz hazir nazir yanibasinizda yatmakta.

>Çok güzel filmler var vizyonda. Yalniz da gidilmez ki. Esiniz ne güne duruyor?

> Davetlere icabet etmeniz gerekiyor. Kavalye/dam aramaniza gerek yok, esiniz var.

> Dogumgünü, yilbasi, evlilik yildönümü gibi özel günlerde size hediye verecek biri var hayatinizda.

> Gece uyurken üstünüz açilsa, sizi kim örtecek? Tabii ki esiniz.

> Anne / baba olmak istiyorsunuz. Çocugunuzun anne/babasının bildiginiz, tanıdığınız, güvendiginiz ruh ve beden sagligi yerinde biri olmasini istersiniz elbet. ''Damizlik'' esiniz emrinizde.

> Küçüklügünüzden beri genis bir aileye sahip olmak isterdiniz. Iste size görümceler, baldizlar, kayinbiraderler, eltiler, kayinvalideler, kayinpederler, bacanaklar, halalar, teyzeler, amcalar, dayilar, enisteler, yengeler... (Ay fenalik geldi.)

> Basarisizliklariniza, mutsuzluklariniza fatura edeceginiz biri olmali hayatinizda. Esiniz bunun için biçilmis kaftan.

> Kimseye kendinizi yeniden ifade etmek, begendirmek zorunda degilsiniz.

> Esiniz sizi sizden daha iyi taniyor, rahatiniza bakin!

> Sizi kimsenin kiskanmadigini düsünün. Kendinizi ise yaramaz biri gibi hissetmez misiniz? Esiniz sizi tez günde bu duygudan kurtaracaktir, hiç üzülmeyin!

> Yasinizi basinizi aldiniz, bugunkü görünümünüzle es bulmaniz biraz zor. Iyi ki zamaninda evlenmissiniz, esinize dört elle sarilin!

 

14/11/2007

Bir kadin nasil mutlu edilir?

*cok zor degil.
BiR ERKEK, BiR KADINI MUTLU ETMEK iciN YALNIZCA SUNLAR OLMAK ZORUNDADIR...
01. bir dost
02. bir yoldas
03. bir asik
04. bir agabey
05. bir baba
06. bir usta
07. bir asci
08. bir elektrikci
09. bir marangoz
10. bir muslukcu
11. bir tamirci
12. bir dekorator
13. bir stilist
16. bir psikolog
17. bir hasere yok edici
18. bir psikiyatrist
19. bir sifaci
20. iyi bir dinleyici
21. bir organizator
22. iyi bir baba
23. cok temiz
24. sempatik
25. atletik
26. sicak
27. kibar
28. nazik
29. zeki
30. komik
31. yaratici
32. sefkatli
33. guclu
34. anlayisli
35. hosgorulu
36. sagduyulu
37. hirsli
38. yetenekli
39. cesur
40. kararli
41. dogru
....
....
....
11987. guvenilir
11988. tutkulu
TABii, SUNLARI DA UNUTMADAN:
11989. ona duzenli olarak iltifat etmek
11990. alisverisi sevmek
11991. durust olmak
11992. cok zengin olmak
11993. onu strese sokmamak
11994. baska kizlara bakmamak
VE AYNI ZAMANDA SUNLARI DA YAPMALIDIR:
11995. kendinden cok ona odaklanmak
11996. ona, ozellikle kendisi icin cok fazla zaman
ayirmak
11997. nereye gittigine aldirmadan ona cok fazla
yer sunmak
SUNLAR DA COK ÖNEMLi:
Asla unutulmayacaklar:
11998. dogum gunleri
11999. yildonumleri
12000. onun aldigi kararlar


*BiR ERKEK NASIL MUTLU EDiLiR!!!* :
1. Karnini iyice doyurun
2. Uzaktan kumanda ve çayını verip rahat birakin
Huzursuzluk belirtisi gösterirse Madde-1 den tekrar
baslayin...


4/11/2007

cebir

 

CEBİRİN TANIMI

İnsanda yüz binlerce yıl önceden başlayan mukayese kavramı, giderek

sayma ve sayılarla işlem yapma becerisine ulaşmıştır. Sayıların nesnelerden

bağımsız oluşu; gerektiğinde değişik nesne ya da olgulara karşılık gösterilerek

durum ya da olayları açıklamaya yarayışı, matematiğin soyut yapısal

özelliklerinin ortaya çıkışını ve modelleşmesini sağlamıştır (Karaçay, 1985).

Matematik öyle bir bilim dalıdır ki onun soyut olmasının altında bile bir

güzellik ve anlam yatmaktadır. Matematikteki bir sembolle birçok durum ve

olay temsil edilebilir. Örneğin x ifadesini ya da bilinmeyenini farklı durum ve

olgular için kullanabiliriz. Matematikte, soyut semboller; sayılar (örnek; 5), sayı

kümeleri ({x:1,2,3}) ve bir ifadenin özellikleri veya çözümü

(X=2Y+5)için kullanılırlar (Witzel et. al 2003). Bu nedenle, bazı kişilerin,

matematiğin çok soyut bir bilim dalı olduğunu söylemesi yersiz ve anlamsızdır.

Gerçekte, matematiksel modellerin, somut varlıklara ya da fiziksel

olaylara bağlanması zorunluluğu olsaydı, akıl için, bilim için felaket olurdu.

Matematiğin somut varlıklardan ve fiziksel olaylardan arınıp soyutlanabilmesi

özelliği, aynı zamanda, onun, insanların ortak düşünme aracı olmasını; yani

evrensel bir dil olmasını ve durmaksızın gelişmesini sağlamıştır. Örneğin

mukayese, sayma ve sayılarla işlem yapma eylemlerini içeren aritmetiğin

soyutlanmasıyla matematiğin önemli bir dalı olan cebir doğmuştur. Cebir bilim

dalı, aritmetiğin çözemediği pek çok problemi çözebilmektedir (Karaçay 1985).

Cebir geleneksel manada “genelleşmiş aritmetik” olarak tanımlanır ve o

çoğunlukla aritmetiğin sembolik tarafı üzerinde yoğunlaşmıştır (örneğin,

sembolik ifadelerin manipülasyonu, cebirsel denklemlerin çözümü, sembolik

olarak gösterilen fonksiyonların araştırılması) (Tabach ve Friedlander, 2003).

Cebir nedir? sorusuna tarih boyunca cevap aranmaya çalışılmış ve

bununla ilgili olarak birçok tanım yapılmıştır. Bunlardan ilki, cebirde ilk bilinen

kitap olan yaklaşık 825 (M.S.) tarihinde Muhammad İbn Musa al-Khwarizmi

nin yazmış olduğu Al-kitab al muhtasar fi hisab al-jabr w’al-muqabala (the

Condensed Book on the calculation of al-Jabr and al-Muqabala) isimli kitapta

yer almaktadır. (Rosen, 1831,p.3) de belirtildiğine göre, Al-Khwarizmi bu

kitabında şöyle bir tanım yapmıştır: “cebir, aritmetikteki en kolay ve en yararlı

şeye sınırlandırılabilen al-jabr ve al- muqabala nın kurallarıyla hesaplama

yapabilen kısa bir çalışmadır ” Al- Khwarizmi nin çalışması incelendiğinde “aljabr

ve al-muqabala kurallarının” standart denklem çözme işlemlerini referans

gösterdiği anlaşılmaktadır: Al-jabr bir denklemin bir tarafından bir niceliği

çıkartırken (ya da eklerken) denklemin diğer tarafından da aynı niceliği

çıkartmak (ya da eklemek) işlemi anlamına gelir. Al-muqabala ise bir

denklemin her iki tarafından da eşit miktarlar çıkartarak pozitif bir terim

azaltma anlamına geliyor. Örneğin; 3x +2=4−2x ifadesi 5x +2=4

ifadesine dönüşür, bu al-jabr’e bir örnektir.5x =2 ye dönüşmesi de almuqabala’ya

bir örnektir (Katz, 1997). Cebirle ilgili yapılan tanımlardan

ikincisi adeta ilki ile aynı başlıklı diğer bir İslami çalışma olan Al-jabr w’al

Muqabala of Omar Khayyam (M.S. 1100) dır. Kasır (1931) dan yapılan alıntıya

göre bu çalışma cebirle ilgili birazcık daha açık bir tanım verir. Omar’a göre

“Matematik olarak bilinen felsefenin o bölümünde gereken bilginin

branşlarından biri nümeriksel ve geometriksel bilinmeyenlerin belirlenmesini

hedefleyen al-jabr ve al-muqabala bilimidir. ” diğer bir deyişle, 20 yy’ deki

Latin çevirmenlerin modern bir kelime olan “cebir” e çevirdikleri “al-jabr”

biliminin hedefi denklemleri çözmektir. (Katz, 1997).

Bu tanımlara paralel olarak günümüzde de cebirle ilgili birçok tanım

yapılmıştır. Harvey et. al (1995) in belirttiğine göre; Maclane ve Birkhoff

(1967) şöyle bir tanım yapmışlardır. “ cebir sayıların toplamlarını, çarpımlarını

ve kuvvetlerini manipüle etme sanatıdır”. Bu manipülasyonlar için gereken

kurallar tüm sayılar için geçerlidir, bu yüzden manipülasyonlar sayıların yerini

tutan harflerle de sürdürülebilir. Ve sayılar için geçerli olan bu kurallar hiçbir

şekilde sayı olmayan şeylere de uygulanabilir (Harvey et. al 1995). Sfard (1995)

cebri genel hesaplama bilimi olarak tanımlarken, Lacampagne (1995) ise,

“Cebir matematiğin dilidir. O, temel cebirsel kavramların tam öğrenilmesi

durumunda, ileri matematiksel konular için kapılar açar. O, öğrenilememesi

durumunda üniversite ve teknolojiye dayalı kariyer kapılarını kapatır .” demiştir

(Schoenfeld 1995). Witzel et.al (2003) ise cebrin soyut düşünceye giriş kapısı

olarak düşünülebileceğini söylemişlerdir. MacGregory ve Stacey (1999) cebrin

sayılar arasındaki genel ilişkileri açıklamak için tasarlanan matematiksel dilin

bir parçası olduğunu söylemişlerdir.

Değişken manipülasyonu, sadeleştirme ve bilinmeyenleri çözme gibi

tekniklerle veya lineer denklemler ve kuadratikler gibi ortaokul kitaplarındaki

konularla cebri eşitlemek (aynı tutmak) artık yeterli değildir (Lewis et. al 1997).

Cebirsel kavramlar ve düşünceler yalnızca okullarda öğrenilmesi gereken

matematiksel bir alan bilgisi olmaktan öte, günümüz anlayışında matematik

okur-yazarlığının vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olarak

değerlendirilmektedir (Erbaş ve Ersoy, 2002). Cebir, yalnızca matematikte değil

hayatın her alanında ve her aşamasında çok önemli bir konuma sahiptir. Günlük

olaylarda karşılaşabileceğimiz problemlerin çözümlerinden, başka bilimlerdeki

problemlerin çözümlerine kadar her yerde cebir ve cebirsel düşünce

kullanılmaktadır. Cebirsel düşünme somut ve kolayca görselleştirilemeyen

bilgiyle çalışmayı gerektirir (Hawker and Cowley, 1997). Cebirsel düşünce

kendiliğinden gelişmez (Linchevski and Herscovics 1994, Lubinski and Otto

2002). Soyut yapısından dolayı, eğitimciler ilk cebir eğitimini verirken

öğrencilerin anlamalarına yardım etmek için bir hayli gayret göstermelidir.

 

22/8/2007

Bilmek İster miydiniz ?

Bilmek İster miydiniz ?

1. Türkiye'nin dünya enflasyon liginde Sudan'dan sonra (103 %) 2. olduğunu,

2. Günde 16.2 trilyon liranın borç faizlerine gittiğini,

3. Türk vergi sisteminin 102 defa değiştirildiğini,

4. Toplanan toplam verginin 51% inin sabit gelirlilerden toplandığını, toplam verginin 66% sının iç borç faizlerine gittiğini,

5. Türkiye'nin kişi başına $16 ile bilgi teknolojisi harcamasında AB ülkeleri arasında en son sırada olduğunu (Isviçre $1000)

6. Türkiye'de 63 milyon nüfusa karşılık yılda 3774 bilimsel makale yayınlandığını, bu oranın İsrail'de 6 milyon nüfusa 9167 bilimsel makale, Hollanda'da 16 Milyon nüfusa 19.598 olduğunu,

7. Sosyal güvenlikte OECD sonuncusu olduğumuzu, OECD ülkelerinde ortalama 6 çalışan 1 emekli ücretini karşılarken Türkiye'de 1 çalışanın 2.4 emeklinin ücretini karşıladığını,

8. Çocuk işçi oranında 24% ile Kenya, Bangladeş ve Haiti'den sonra dünya 4. sü olduğumuzu,

9. Çalışan gençlerin 54% ünün sigara, 6% sinin alkol bağımlısı olduğunu, yine çalışan gençler arasında yapılan bir arastırmada 30% unun Ferdi Tayfur, 18% inin Müslüm Gürses, 8,8%inin İbrahim Tatlıses dinlediğini,

10. 200 bin sokak çocuğu olduğunu, bunların 15 bininin İstanbulda bulunduğunu, Aksaray'ın son yıllarda yaptığı atakla sokak çocuğu oranında ilk 5'e yükselerek UEFA şansını sürdürdüğünü,

11. İnsanların birbirine güven açısından ülkemizin Filipinler'den sonra ( 6%) 6,6% ile sondan ikinci olduğunu, bu oranın USA'da 36%, Japonya'da 42% İsveç'te 60% olduğunu,

12. Siyasal-Sivil özgürlüklerde araştırma yapılan 191 ülkeden 136. olduğumuzu,

13. DGM'lerdeki 10 dosyadan 6'sının faili meçhul olduğunu, Diyarbakır'ın Faili meçhullerde 11bin dosyayla 1., onu Malatya, Erzincan, İzmir ve istanbul'u takip ettiğini,

14. Kişi başına alkol tüketiminde dünya 3.sü, sigara tüketiminde 4.sü olduğunu,

15. Kişi başına alkol tüketiminin 1950'de 1 lt iken bu oranın 1997'de 16 lt'ye çıktığını,

16. Son 3 yılda uyuşturucu kullanımının 350% arttığını,

17. Rüşvette araştırma yapılan 52 ülkeden 8. olduğumuzu,

18. Günlük üretilen ortalama 66 milyon ekmeğin 12 milyonunun üreticiler ve/veya tüketiciler tarafindan israf edildiğini,

19. Ülkemizdeki en büyük israfin zaman israfı olduğunu, Türkiye'nin dünyada en çok resmi tatil yapan 3. ülke olduğunu (muhtemelen KKTC değerlendirmeye alınmamış).

20. Eğitimde firsat ve imkan eşitliği ilkesine uyulmadığını, Afyon Kocatepe Üniversitesinde 1 öğretim üyesine 1647, 18 Mart Üniversitesinde 1067, İstanbul Üniversitesinde 64, İTÜ'de 44 öğrenci düştüğünü,

21. Ağaç kesimi bu hızla giderse 2020 yılında kesecek ağacımızın kalmayacağını,

22. Ülkede toplam 400 binden fazla kahvehaneye karşılık tüm illerde Kültür Bakanlığı'na bağlı 1394 Kütüphane olduğunu...

bilmek istemezdiniz eminim...

 

Arkadaşlarım

Blogcu ile yapıldı